Türkiye ekonomisinin omurgasını aile şirketleri oluşturuyor.

Ülkenin üretim gücünün, istihdamının ve girişimcilik kültürünün önemli bir bölümü aile işletmelerinden geliyor.

Bu durum yalnızca Türkiye’ye özgü değil.

Dünyanın en güçlü ekonomilerinde de aile şirketleri önemli bir yer tutuyor.

Ancak son yıllarda dikkat çekici bir değişim yaşanıyor.

Şirketlerin karşılaştığı sorunlar değişiyor.

Rekabet değişiyor.

Pazarlar değişiyor.

Müşteriler değişiyor.

Ve doğal olarak kurumsallaşma anlayışı da değişiyor.

Uzun yıllar boyunca kurumsallaşma denildiğinde akla genellikle organizasyon şemaları, görev tanımları ve prosedürler geldi.

Elbette bunlar hâlâ önemli.

Ancak günümüzde kurumsallaşmanın anlamı çok daha geniş.

Artık mesele yalnızca şirketi düzenlemek değil.

Şirketi geleceğe hazırlamak.

Birinci kuşağın başarısını ikinci kuşağa aktarmak.

İkinci kuşağın başarısını üçüncü kuşağa taşıyabilmek.

Ve şirketi kişilere bağımlı olmaktan çıkarabilmek.

Bugün birçok aile şirketinde temel risk finansal değildir.

Kurumsaldır.

Şirket büyümektedir.

Cirosu artmaktadır.

Müşteri sayısı artmaktadır.

Ancak kararlar hâlâ birkaç kişinin omuzlarındadır.

Tüm bilgi belirli kişilerde toplanmıştır.

Yetkiler merkezileşmiştir.

Süreçler kişilere bağlıdır.

Bu yapı belirli bir ölçeğe kadar çalışabilir.

Ancak uluslararasılaşma başladığında yeni sorular ortaya çıkar.

Şirket sahibi her toplantıda bulunabilecek mi?

Her müşteriyi kendisi yönetecek mi?

Her kararı kendisi verecek mi?

Her ülkeyi kendisi takip edecek mi?

İşte tam bu noktada kurumsallaşma bir tercih olmaktan çıkar.

Bir zorunluluk haline gelir.

Çünkü uluslararası büyüme ile kişisel yönetim kapasitesi aynı hızda büyümez.

Bir noktadan sonra sistemler devreye girmek zorundadır.

Yetki mekanizmaları kurulmak zorundadır.

Kurumsal hafıza oluşturulmak zorundadır.

Ve en önemlisi şirket ile kurucu arasındaki bağ yeniden tanımlanmak zorundadır.

Başarılı kurucular şirketlerini büyüten kişilerdir.

Daha başarılı kurucular ise şirketleri kendilerinden bağımsız çalışabilir hale getiren kişilerdir.

Bugün dünya çapında yüz yıllık şirketlere baktığımızda ortak bir özellik görüyoruz.

Kurucularını aşabilmişlerdir.

Çünkü kurumsallaşmanın nihai amacı şirket sahibini sistemden çıkarmak değildir.

Şirket sahibinin vizyonunu sistemin içine yerleştirmektir.

Bu nedenle yeni nesil kurumsallaşma yalnızca prosedürlerden ibaret değildir.

Bir kültür inşa etmektir.

Bir yönetim modeli oluşturmaktır.

Bir gelecek tasarlamaktır.

Ve belki de en önemlisi, şirketin ömrünü insanların ömründen daha uzun hale getirebilmektir.

Gerçek kurumsallaşma tam olarak burada başlar.

Şirket büyüdüğünde değil.

Şirket geleceğe hazırlanabildiğinde.