Sermaye ilginç bir kavramdır.

Tarih boyunca sınır tanımamıştır.

Savaşlardan kaçmıştır.

Fırsatları takip etmiştir.

Bazen bir ülkeden diğerine taşınmış, bazen nesiller boyunca aynı aile içinde kalmıştır.

Ancak sermayenin hareketlerini belirleyen tek unsur hiçbir zaman getiri olmamıştır.

En az getiri kadar önemli olan başka bir unsur daha vardır:

Güven.

Aslında bugün “Varlık Barışı” olarak konuştuğumuz düzenlemeleri yalnızca vergi perspektifinden değerlendirmek eksik bir yaklaşım olur.

Çünkü bu tür düzenlemeler, devlet ile sermaye arasındaki ilişkinin yeniden tanımlandığı dönemlerde ortaya çıkar.

Devlet bir çağrıda bulunur.

Sermaye bu çağrıyı değerlendirir.

Ve her iki taraf da birbirinin vereceği cevabı dikkatle izler.

Bu nedenle Varlık Barışı yalnızca teknik bir beyan mekanizması değildir.

Aynı zamanda ekonomik bir güven testidir.

Son günlerde bu konuda çok sayıda soru alıyoruz.

“Bu son fırsat mı?”

“Beyan edersem incelenir miyim?”

“Yurt dışındaki varlıklarımı getirmeli miyim?”

“Beklemek daha mı doğru olur?”

Bu soruların tamamı anlaşılabilir sorulardır.

Ancak çoğu zaman yanlış yerden sorulmaktadır.

Asıl soru şu olmalıdır:

Benim varlık yapım, yatırım planım ve gelecek stratejim açısından doğru karar nedir?

Çünkü her yatırımcı aynı değildir.

Her şirket aynı değildir.

Her aile aynı değildir.

Ve doğal olarak her varlık yapısı da aynı değildir.

Bir girişimcinin ihtiyaçları ile uluslararası yatırımcının ihtiyaçları farklıdır.

Bir aile şirketinin öncelikleri ile bireysel yatırımcının öncelikleri farklıdır.

Bu nedenle Varlık Barışı gibi düzenlemelerde doğru yaklaşım, genel yorumlardan çok kişisel durumun analiz edilmesidir.

Bir başka önemli konu da şudur:

Varlıkların kayıt altına alınması ile servetin korunması aynı şey değildir.

Varlıklar beyan edilebilir.

Transfer edilebilir.

Yapılandırılabilir.

Ancak uzun vadeli servet yönetimi bundan çok daha geniş bir konudur.

Kurumsal yapı gerektirir.

Planlama gerektirir.

Disiplin gerektirir.

Ve bazen nesiller arası bakış açısı gerektirir.

Bu nedenle Varlık Barışı’nı değerlendirirken yalnızca bugünü değil, yarını da düşünmek gerekir.

Çünkü alınan karar yalnızca bir vergi kararı değildir.

Aynı zamanda bir sermaye yönetimi kararıdır.

Bir risk yönetimi kararıdır.

Bir gelecek planlama kararıdır.

Önümüzdeki dönemde bu konu farklı yönleriyle tartışılmaya devam edecektir.

Ancak kanaatimce en doğru yaklaşım şudur:

Düzenlemelerin sağladığı avantajları görmek kadar, kişinin kendi uzun vadeli hedeflerini de netleştirmesi gerekir.

Çünkü sermaye için en değerli liman her zaman en yüksek getiriyi sağlayan yer değildir.

En yüksek öngörülebilirliği sağlayan yerdir.

Ve çoğu zaman doğru kararlar, kısa vadeli fırsatlardan çok uzun vadeli güven üzerine inşa edilir.