İş dünyasında bazı sorular yıllardır tekrar eder.

Şirketimi nerede kurmalıyım?

Hangi ülke daha avantajlı?

Hangi yapı daha verimli?

Bu soruların çoğu zaman vergi üzerinden tartışıldığını görüyoruz.

Oysa sermayenin hareketlerini yalnızca vergi oranlarıyla açıklamak eksik kalır.

Çünkü tarih boyunca sermayenin peşinden gittiği en önemli unsur çoğu zaman düşük vergi değil, öngörülebilirlik olmuştur.

Bir yatırımcı için belirsizlik çoğu zaman yüksek maliyetten daha büyük bir risktir.

Çünkü maliyet hesaplanabilir.

Belirsizlik hesaplanamaz.

Bir şirket yüksek maliyetli bir ortamda faaliyet gösterebilir.

Ancak kuralların sürekli değiştiği bir ortamda uzun vadeli plan yapmak çok daha zordur.

Bu nedenle uluslararası sermaye hareketlerine baktığımızda dikkat çekici bir ortak nokta görüyoruz.

Sermaye yalnızca kazanç aramaz.

Güven arar.

Öngörülebilirlik arar.

Kurumsal istikrar arar.

Hukuki güvenlik arar.

Aslında bu durum yalnızca büyük yatırım fonları için geçerli değildir.

Aile şirketleri için de geçerlidir.

Girişimciler için de geçerlidir.

Uluslararası faaliyet gösteren danışmanlık ve teknoloji şirketleri için de geçerlidir.

Çünkü uzun vadeli kararlar alınırken yalnızca bugünün şartları değerlendirilmez.

Yarın da değerlendirilir.

Beş yıl sonrası da değerlendirilir.

On yıl sonrası da değerlendirilir.

İşte bu nedenle bazı ülkeler uluslararası şirketlerin dikkatini çeker.

Bunun nedeni yalnızca vergi oranları değildir.

Kurumsal altyapılarıdır.

Yargı sistemleridir.

Ticaret kültürleridir.

Uluslararası itibardır.

Sözleşme güvenliğidir.

Finansal sistemleridir.

Kısacası güven üretebilme kapasiteleridir.

Burada önemli bir yanlış anlamaya da değinmek gerekir.

Bir şirketin başka bir ülkede kurulması tek başına başarı anlamına gelmez.

Hiçbir ülke tek başına bir iş modelini başarılı hale getiremez.

Yanlış strateji doğru ülkede de başarısız olabilir.

Doğru strateji ise çoğu zaman farklı ülkelerde de başarı üretebilir.

Bu nedenle uluslararası yapılanmalarda ilk soru ülke seçimi olmamalıdır.

İlk soru iş modelidir.

İkinci soru yönetim yapısıdır.

Üçüncü soru kurumsal disiplindir.

Ülke seçimi ise bunlardan sonra gelir.

Çünkü güçlü yapılar ülkeler üzerine değil, ilkeler üzerine kurulur.

Bugün dünyanın en başarılı şirketlerine baktığımızda bunu açıkça görüyoruz.

Onları güçlü yapan yalnızca faaliyet gösterdikleri ülkeler değildir.

Karar alma disiplinleridir.

Kurumsal kültürleridir.

Uzun vadeli bakış açılarıdır.

Risk yönetimi anlayışlarıdır.

Sermaye de aslında aynı mantıkla hareket eder.

Gürültüden uzaklaşır.

Belirsizlikten uzaklaşır.

Öngörülebilirliğe yaklaşır.

Güvene yaklaşır.

Bu nedenle uluslararası yapılanmaları değerlendirirken yalnızca vergi tablolarına bakmak yeterli değildir.

Asıl bakılması gereken şey, oluşturulan yapının ne kadar sürdürülebilir olduğudur.

Çünkü sermaye bazen yüksek getiriden vazgeçebilir.

Ancak güven duygusundan kolay kolay vazgeçmez.

Ve çoğu zaman uzun vadeli başarıyı belirleyen unsur da tam olarak budur.

Kazanç miktarı değil.

Güvenin kalitesi.