Son yıllarda iş dünyasında en hızlı yayılan kavramlardan biri Dubai oldu.

Bir toplantıda, bir iş yemeğinde veya sosyal medyada birkaç dakika geçirildiğinde mutlaka aynı cümlelere rastlamak mümkün:

“Şirketi Dubai’ye taşıdık.”

“Dubai’de vergi yok.”

“Herkes Dubai’ye gidiyor.”

“Türkiye’de şirket tutmanın anlamı kalmadı.”

Bu söylemler o kadar sık tekrarlandı ki zamanla bazıları gerçek kabul edilmeye başlandı.

Oysa uluslararası şirket yapılanmaları sloganlarla değil, ekonomik gerçeklerle değerlendirilmelidir.

Bugün Dubai önemli fırsatlar sunmaktadır.

Ancak fırsatları doğru anlayabilmek için önce bazı yanlış kabulleri geride bırakmak gerekir.

Birinci yanlış:

Dubai’de vergi yoktur.

Vergi dünyasında artık hiçbir şey bu kadar basit değildir.

Küresel şeffaflık standartları, bilgi paylaşımı mekanizmaları ve uluslararası vergi kuralları son yıllarda önemli ölçüde değişmiştir.

Bir şirketin yalnızca kayıtlı olduğu ülkeye bakarak vergi sonucu çıkarmak artık mümkün değildir.

İkinci yanlış:

Dubai şirketi kuran herkes avantaj elde eder.

Gerçekte avantaj sağlayan unsur şirket kuruluşu değil, iş modelidir.

Doğru iş modeli yanlış ülkede başarılı olabilir.

Yanlış iş modeli ise dünyanın en avantajlı görünen ülkesinde bile sorun yaşayabilir.

Üçüncü yanlış:

Dubai yalnızca vergi avantajı için tercih edilir.

Bu bakış açısı Dubai’nin asıl gücünü gözden kaçırmaktadır.

Dubai’nin yükselişinin temel nedeni vergi değildir.

Coğrafi konumudur.

Lojistik gücüdür.

Finansal altyapısıdır.

Uluslararası bağlantılarıdır.

Sermaye hareketliliğidir.

Dünya ile kurduğu ilişki biçimidir.

Dördüncü yanlış:

Dubai’de şirket kurmak uluslararası olmak anlamına gelir.

Uluslararası olmak şirketin adresiyle değil, müşterileriyle ölçülür.

Bir şirket Dubai’de kurulmuş olabilir.

Ancak tüm gelirini tek bir ülkeden elde ediyorsa gerçekten uluslararası bir yapıdan söz etmek zorlaşır.

Beşinci yanlış:

Dubai her sektör için ideal merkezdir.

Her ülke her iş modeli için doğru tercih değildir.

Bazı sektörler Avrupa merkezli yapılarda daha güçlü gelişir.

Bazıları Körfez bölgesinde avantaj elde eder.

Bazıları ise faaliyetlerini birden fazla ülkeye yaymak zorundadır.

Altıncı yanlış:

Şirket kurmak büyüme stratejisidir.

Hayır.

Şirket kurmak yalnızca bir araçtır.

Asıl strateji müşteriye, pazara ve ekonomik değere ulaşabilmektir.

Yedinci yanlış:

Dubai yalnızca büyük sermaye sahiplerine uygundur.

Bugün birçok girişimci ve danışmanlık şirketi de Dubai’de faaliyet göstermektedir.

Ancak başarıyı belirleyen unsur sermaye büyüklüğü değil, kurulan ekonomik ilişkinin niteliğidir.

Sekizinci yanlış:

Dubai tüm riskleri ortadan kaldırır.

Hiçbir ülke riskleri ortadan kaldırmaz.

Riskleri değiştirir.

İş insanlarının görevi riskten kaçmak değil, riskleri doğru yönetmektir.

Dokuzuncu yanlış:

Dubai geleceğin tek merkezi olacaktır.

Dünya artık tek merkezli ilerlemiyor.

Londra, Amsterdam, Singapur, Dubai, New York ve diğer birçok merkez kendi alanlarında önemini koruyor.

Geleceğin başarılı şirketleri tek bir ülkeye bağımlı olanlar değil, farklı merkezlerle ilişki kurabilenler olacaktır.

Onuncu ve belki de en önemli yanlış:

Dubai bir çözüm, Türkiye ise bir sorun olarak görülmektedir.

Oysa başarılı iş insanları ülkeleri birbirine alternatif olarak değil, birbirini tamamlayan unsurlar olarak değerlendirir.

Bugün birçok güçlü uluslararası yapı aynı anda birden fazla ülkede faaliyet göstermektedir.

Çünkü mesele ülke seçmek değil, doğru ekosistemi kurabilmektir.

Sonuç olarak Dubai önemli bir fırsattır.

Ancak her fırsat gibi doğru analiz edildiğinde değerlidir.

Sloganlarla değil.

Sunumlarla değil.

Sosyal medya videolarıyla değil.

Gerçek ekonomik faaliyetler, doğru planlama ve sürdürülebilir iş modelleri ile.

Çünkü uluslararası başarı çoğu zaman şirket kuruluş belgelerinde değil, kurulan vizyonda başlar.