Uluslararası çalışmak artık yalnızca büyük şirketlere özgü bir faaliyet değil.
Bugün bir danışmanlık firması Avrupa’daki müşterilere hizmet verebiliyor.
Bir yazılım şirketi dünyanın farklı ülkelerine ürün satabiliyor.
Bir mühendislik firması başka kıtalardaki projelerde görev alabiliyor.
Teknoloji sınırları küçültüyor.
Ancak sınırların küçülmesi riskleri ortadan kaldırmıyor.
Tam tersine, bazı hatalar daha görünmez hale geliyor.
Son yıllarda uluslararası faaliyet gösteren şirketlerle yaptığımız görüşmelerde benzer sorunlarla karşılaşıyoruz.
Sorunların çoğu mevzuat eksikliğinden değil.
Yanlış varsayımlardan kaynaklanıyor.
1. Uluslararası Faaliyet ile Uluslararası Yapıyı Aynı Şey Sanmak
Birçok şirket yurt dışındaki müşterilere hizmet verdiğinde uluslararasılaştığını düşünüyor.
Oysa müşteri portföyünün uluslararası olması ile şirket yapısının uluslararası olması aynı şey değildir.
Faaliyet büyüdükçe sözleşmeler, tahsilatlar, risk yönetimi ve kurumsal yapı yeniden değerlendirilmek zorundadır.
2. Vergi Avantajını İş Modelinin Önüne Koymak
Bazı şirketler işe şu soruyla başlıyor:
“Hangi ülkede daha az vergi öderim?”
Oysa daha doğru soru şudur:
“Faaliyetimin ekonomik merkezi nerede?”
Vergi planlaması önemlidir.
Ancak iş modelinin yerine geçemez.
Ekonomik gerçeklikten kopan yapılar uzun vadede sürdürülebilir olmaz.
3. Sözleşme Disiplinini İhmal Etmek
Uluslararası işlerde birçok sorun hizmet kalitesinden değil, eksik sözleşmelerden kaynaklanır.
Tarafların sorumlulukları.
Teslim şartları.
Uyuşmazlık çözüm mekanizmaları.
Fikri mülkiyet hakları.
Ödeme koşulları.
Bunların tamamı iş başlamadan önce netleştirilmelidir.
Başarılı şirketler sözleşmeyi formalite olarak değil, risk yönetim aracı olarak görür.
4. Tahsilat Riskini Küçümsemek
Satış yapmak ile tahsilat yapmak aynı şey değildir.
Özellikle farklı ülkelerde faaliyet gösteren şirketler açısından tahsilat disiplini kritik öneme sahiptir.
Kârlı görünen birçok iş, geciken tahsilatlar nedeniyle finansal baskıya dönüşebilir.
Uluslararası faaliyetlerde nakit akışı çoğu zaman satıştan daha önemlidir.
5. Yönetim Merkezini Tanımlayamamak
Modern ekonomide yalnızca şirketin nerede kurulduğu değil, nereden yönetildiği de önemlidir.
Kararlar nerede alınıyor?
Yönetim faaliyetleri nerede yürütülüyor?
Stratejik kontrol kimde?
Bu soruların önemi her geçen yıl artmaktadır.
Uluslararası yapılanmaların en sık gözden kaçırdığı konulardan biri budur.
6. Kurumsal Hafıza Oluşturmamak
Birçok şirket büyürken süreçlerini yazılı hale getirmeyi erteler.
İlk yıllarda bu sorun yaratmayabilir.
Ancak faaliyet alanı genişledikçe kişilerden bağımsız sistemler kurmak zorunlu hale gelir.
Uluslararası faaliyet gösteren şirketlerde kurumsal hafıza artık tercih değil, gerekliliktir.
7. Kısa Vadeli Düşünmek
Belki de en yaygın hata budur.
Birçok şirket önümüzdeki üç ayı planlıyor.
Başarılı olanlar ise önümüzdeki beş yılı düşünüyor.
Uluslararası faaliyetler kısa vadeli fırsatlarla değil, uzun vadeli güven ile büyür.
Müşteriler güvene yatırım yapar.
İş ortakları güvene yatırım yapar.
Sermaye güvene yatırım yapar.
Bu nedenle uluslararası başarı çoğu zaman teknik bilgi ile değil, kurumsal disiplin ile inşa edilir.
Sonuç olarak uluslararasılaşma bir şirket kuruluş işlemi değildir.
Bir internet sitesi tercümesi değildir.
Bir banka hesabı açılması değildir.
Uluslararasılaşma bir zihniyet dönüşümüdür.
Bir yönetim dönüşümüdür.
Bir kurumsal olgunluk sürecidir.
Ve çoğu zaman şirketlerin geleceğini belirleyen unsur gittikleri ülke değil, o yolculuğa ne kadar hazırlıklı çıktıklarıdır.
