Bazı kanun değişiklikleri vardır.

Yayımlandığı gün dikkat çeker, birkaç hafta konuşulur ve zamanla gündemden düşer.

Bazı düzenlemeler ise ilk bakışta teknik görünmesine rağmen, aslında çok daha büyük bir dönüşümün habercisidir.

Son dönemde gündeme gelen ve belirli şartları taşıyan kişiler için öngörülen uzun süreli gelir vergisi istisnasını da bu çerçevede değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum.

Konuya yalnızca vergi avantajı açısından bakıldığında önemli bir ayrıntı gözden kaçabilir.

Asıl soru şu olmalıdır:

Bir devlet neden böyle bir düzenleme yapar?

Çünkü vergi politikaları çoğu zaman ekonomik hedeflerin ve demografik stratejilerin yansımasıdır.

Bugün dünya genelinde ülkeler yalnızca sermaye çekmek için yarışmıyor.

Aynı zamanda bilgi birikimini, girişimcileri, yatırımcıları, nitelikli insan kaynağını ve uluslararası bağlantıları da kendi ekonomilerine kazandırmaya çalışıyor.

Artık birçok ülke için en değerli kaynak yalnızca para değildir.

Tecrübe, network, yönetim kabiliyeti ve küresel erişim de en az finansal sermaye kadar önemlidir.

Bu nedenle son yıllarda dünyanın farklı bölgelerinde benzer uygulamaların ortaya çıktığını görüyoruz.

Bazı ülkeler yatırımcıları çekmeye çalışıyor.

Bazıları teknoloji girişimcilerini hedefliyor.

Bazıları ise uluslararası gelir üreten profesyonelleri ve şirket sahiplerini kendi ekonomilerine kazandırmayı amaçlıyor.

Türkiye’deki yeni yaklaşım da bu küresel eğilimden bağımsız değildir.

Özellikle uzun süre yurt dışında yaşamış, uluslararası iş ilişkileri kurmuş, farklı ülkelerde yatırım yapmış veya küresel ölçekte gelir üretme kapasitesine sahip kişilerin Türkiye ile bağlarını güçlendirmesi ekonomik açıdan önemli görülmektedir.

Bu noktada düzenlemenin yalnızca bir vergi avantajı olarak değerlendirilmesi eksik kalacaktır.

Çünkü devletin vermeye çalıştığı mesaj daha geniştir.

Mesaj şudur:

“Uluslararası tecrübenizi ve ekonomik gücünüzü Türkiye ile buluşturun.”

Bu yaklaşımın başarılı olup olmayacağını zaman gösterecektir.

Ancak dikkat çekici olan nokta, ekonomik rekabetin artık yalnızca şirketler arasında değil, ülkeler arasında da yaşanıyor olmasıdır.

Bir dönem ülkeler fabrikaları çekmeye çalışıyordu.

Bugün ise girişimcileri, yatırımcıları, teknoloji uzmanlarını ve uluslararası gelir üreten profesyonelleri çekmeye çalışıyorlar.

Ekonominin ağırlık merkezi değiştikçe teşviklerin yönü de değişiyor.

Bu nedenle yeni düzenlemeleri değerlendirirken yalnızca vergi oranlarına odaklanmak yeterli değildir.

Asıl önemli olan, devletin gelecekte hangi insan profilini, hangi ekonomik faaliyetleri ve hangi gelir modellerini desteklemek istediğini anlayabilmektir.

Vergi mevzuatı bazen yalnızca mali kurallar bütünü değildir.

Bazen bir ülkenin gelecek tasavvurunun satır aralarına yazılmış halidir.

Bu nedenle uzun vadeli düşünen iş insanlarının ve yatırımcıların kanun maddelerinden önce yönü okumalarında fayda görüyorum.

Çünkü geleceği belirleyen çoğu zaman oranlar değil, yönelimlerdir.