İş dünyasında başarı çoğu zaman rakamlarla ölçülür.

Ciro.

Kârlılık.

Şube sayısı.

Çalışan sayısı.

Yatırım büyüklüğü.

Bu nedenle birçok girişimcinin kariyeri boyunca odaklandığı ilk konu servet oluşturmaktır.

Daha fazla üretmek.

Daha fazla satmak.

Daha fazla yatırım yapmak.

Daha fazla büyümek.

Bu son derece doğal bir süreçtir.

Çünkü hiçbir servet önce oluşturulmadan korunamaz.

Ancak iş dünyasının sessiz gerçeklerinden biri şudur:

Servet oluşturmak ile serveti korumak aynı uzmanlık alanı değildir.

Hatta çoğu zaman tamamen farklı beceriler gerektirir.

Birinci aşamada cesaret öne çıkar.

İkinci aşamada disiplin.

Birinci aşamada girişimcilik.

İkinci aşamada kurumsallık.

Birinci aşamada risk almak.

İkinci aşamada risk yönetmek.

İş dünyasının tarihine baktığımızda çok sayıda başarılı girişimci görüyoruz.

Kısa sürede büyük değerler üreten.

Sektörlerinde önemli konumlara gelen.

Kayda değer servetler oluşturan.

Ancak aynı tarihe biraz daha dikkatli baktığımızda başka bir gerçek daha görüyoruz.

Her oluşturulan servet nesiller boyunca korunamıyor.

Çünkü servetin düşmanı yalnızca ekonomik krizler değildir.

Plansız büyüme de servetin düşmanıdır.

Kurumsallaşamama da servetin düşmanıdır.

Dağınık yatırım kararları da servetin düşmanıdır.

Nesiller arası iletişimsizlik de servetin düşmanıdır.

Ve bazen en büyük risk başarı dönemlerinde ortaya çıkar.

Çünkü büyüme dönemlerinde hatalar görünmez hale gelir.

Kazançlar birçok sorunun üzerini örtebilir.

Fakat zaman geçtikçe yapıların dayanıklılığı test edilmeye başlanır.

İşte bu noktada servetin gerçek sınavı başlar.

Bugün dünyanın en köklü ailelerine baktığımızda ortak bir özellik görüyoruz.

Servetlerini yalnızca büyütmemişler.

Koruyabilmişler.

Aktarabilmişler.

Yönetebilmişler.

Bunun için de şirket yönetiminden daha büyük bir sistem kurmuşlar.

Kurumsal yapılar.

Yatırım politikaları.

Risk yönetimi mekanizmaları.

Karar alma süreçleri.

Nesiller arası geçiş planları.

Servetin korunması tesadüflere bırakılmayacak kadar önemli görülmüş.

Aslında burada çok önemli bir zihinsel dönüşüm vardır.

Girişimci bakış açısı şu soruyu sorar:

“Nasıl daha fazla kazanabilirim?”

Kurumsal bakış açısı ise şu soruyu sorar:

“Bugün oluşturduğumuz değeri elli yıl sonra nasıl koruyabiliriz?”

İkinci soru daha zor bir sorudur.

Çünkü yalnızca bugünü değil, geleceği de düşünmeyi gerektirir.

Bu nedenle belirli bir ölçeğin üzerindeki şirketlerde ve ailelerde asıl mesele servet üretmekten çok serveti yönetmek haline gelir.

Çünkü zaman içinde servetin büyüklüğünden daha önemli hale gelen şey sürdürülebilirliğidir.

Gerçek başarı bazen en hızlı büyüyen olmak değildir.

En uzun süre ayakta kalabilen olmaktır.

Ve çoğu zaman serveti oluşturanlar ile serveti koruyanlar aynı insanlar değildir.

Ancak kalıcı kurumlar ve güçlü aileler, bu iki yeteneği aynı sistem içinde buluşturabilenlerdir.